<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>bursahabermerkezi</title>
    <link>https://www.bursahabermerkezi.com</link>
    <description>bursahabermerkezi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bursahabermerkezi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 06 Jun 2026 05:06:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar Aylarında Astım Şikayetleri Artabiliyor]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/bahar-aylarinda-astim-sikayetleri-artabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/bahar-aylarinda-astim-sikayetleri-artabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, nefes
darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıkan astımın; sigara
dumanı, polen, hava kirliliği ve stres gibi birçok faktörle tetiklenebildiğini
belirterek, düzenli tedavi ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla hastalığın kontrol altına
alınabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, astım hastalığı<br />
hakkında önemli bilgiler verdi.<br />
Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Uzm.<br />
Dr. Göktaş, hastalığın çoğunlukla alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de<br />
bulunduğunu söyledi.</p>

<p><br />
“Astımın Belirtilerine Dikkat”<br />
Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade<br />
eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, “Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir.<br />
Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha<br />
karşı olan öksürük ve/veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır” dedi.</p>

<p><br />
“Sigara ve Alerjenler Riski Artırıyor”<br />
Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük<br />
doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde<br />
annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü<br />
bulunmasının da riski artırdığını söyledi.</p>

<p><img alt="Uzm Dr Seher Goktas.jpg" class="detail-photo img-fluid" height="2290" src="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/bursahabermerkezi-com/uploads/2026/05/uzm-dr-seher-goktasjpg.jpeg" width="2290" /></p>

<p><br />
Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık,<br />
marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği,<br />
çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha<br />
dikkatli olması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p><br />
“Polen, Parfüm ve Sigara Dumanı Astımı Tetikleyebiliyor”<br />
Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr.<br />
Göktaş, “Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da<br />
yüksektir” ifadelerinde bulundu.<br />
Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen<br />
ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal<br />
enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti.</p>

<p><br />
“Astım Krizinde Erken Müdahale Önemli”<br />
Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr.<br />
Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini<br />
söyledi. Göktaş, “Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise<br />
başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p><br />
“Astım Tamamen Geçmez Ancak Kontrol Altına Alınabilir”<br />
Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji<br />
testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık<br />
olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi.<br />
Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, “Bu ilaçlar ağızdan kullanılan<br />
ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta<br />
ihtiyacı olduğu için kullanılır” diye konuştu.</p>

<p><img alt="1 (3)-4" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/bursahabermerkezi-com/uploads/2026/05/1-3-4.jpeg" width="1600" /></p>

<p><br />
“Ev Ortamı ve Günlük Yaşam Düzenlenmeli”<br />
Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek<br />
ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların<br />
azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca<br />
parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım<br />
hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş,<br />
gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti.<br />
“Astım Hastanın Ömrünü Azaltmaz”<br />
Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel<br />
yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının<br />
değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><br />
İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, “Ara verdiklerinde<br />
bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir.<br />
Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta<br />
kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam, Bursa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/bahar-aylarinda-astim-sikayetleri-artabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/uploads/2026/05/2-3-1.jpeg" type="image/jpeg" length="12936"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[CİLT KANSERİNİN 8 ÖNEMLİ SİNYALİ!]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/cilt-kanserinin-8-onemli-sinyali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/cilt-kanserinin-8-onemli-sinyali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[

 

Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. 

]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,  yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek,   “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor. </p>

<p></p>

<p>Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek</p>

<p>Dünyada, melanom dışı, yani bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserler tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu rakamlar cilt kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu gösteriyor. Melanom ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturuyor ve 6. sırada yer alıyor. Ülkemizde de melanom dışı cilt kanserlerinin ilk sırada, melanomun ise ilk 10 içinde yer aldığı belirtiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü, cilt kanserinde önümüzdeki yıllarda küresel çapta artış beklendiği uyarısında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2022 yılında, dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon yeni melanom dışı cilt kanseri ve 330 bin yeni melanom vakası raporlandı. 2030 yılına kadar bu sayının melanom dışı cilt kanserlerinde yüzde 20-25, melanomda ise yüzde 35-40 oranında artacağı düşünülüyor. 2030’lu yıllarda her yıl milyonlarca kişinin cilt kanserinden etkileneceği öngörülüyor. Bu rakamların nüfus artışı ve yaşlanmaya bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yüzde 50 oranında artabileceği bildiriliyor. </p>

<p></p>

<p>Cilt kanseri iki gruba ayrılıyor</p>

<p>Cildimizde yer alan her hücre tipinden farklı türde kanser tipleri gelişiyor. Bunlar arasında en sık melanom ve melanom dışı cilt kanserleri görülüyor. Melanom dışı cilt kanserleri kendi içinde bazal hücreli kanser (BHK) ve skuamöz (yassı) hücreli kanser (SHK) olarak iki başlıkta sınıflandırılıyor. Cildin bazal tabakasındaki hücrelerinde gelişen bazal hücreli kanser çoğunlukla yüzde, özellikle burun üzerinde görülürken; daha az olarak göğüs, sırt, kollar, bacaklar veya saçlı deride ortaya çıkabiliyor. Cildin üst katmanlarını oluşturan çok katlı skuamöz hücrelerin kanseri olan skuamöz (yassı) hücreli kanser de özellikle yüz ve dudaklarda görülüyor ve bazal hücreli kansere göre daha hızlı büyürken yakınındaki lenf bezlerine ve uzak organlara sıçrama riski de oluyor. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin kanserleşmesiyle oluşan melanom ise ciltte var olan benlerin üzerinden gelişebileceği gibi, herhangi bir öncü lezyon olmadan da ortaya çıkabiliyor. </p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cilt kanserinin 8 önemli sinyali! </p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, benlerinizde aşağıda yer alan değişiklikler varsa, zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına muayene olmanız gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>

<p>Yeni bir ben çıkması ve hızla büyümesi<br />
Var olan benlerde büyüklük, renk ve şekil değişikliği<br />
Diğerlerinden farklı bir ben oluşumu<br />
Benin asimetrik bir şekilde olması <br />
Ben kenarlarının girintili ve çıkıntılı olması<br />
Ben üzerinde iki veya daha fazla renk olması<br />
Bende kaşıntı, kanama ve/veya sulantı olması<br />
Bene dokunulduğunda pürüzlü veya pul pul hissedilmesi<br />
 </p>

<p>En önemli risk faktörü güneş ışınları</p>

<p><br />
Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserinde en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak olduğunu belirterek,  “Bronzlaşmak için uzun süre güneşlenen, özellikle kısa tatillerde yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerin riski daha fazladır. Ayrıca, solaryum cihazları da bu nedenle ciddi risk oluşturur” diyor. Prof. Dr. Emel Güngör, yaşla birlikte biriken ultraviyole dozunun, katran-arsenik ve bazı endüstriyel kimyasallara maruziyetin, ayrıca radyoterapi uygulanmış bölgelerin riski artırdığına işaret ederek, “Açık tenli, çilli, sarı veya kızıl saçlı, renkli gözlü kişiler ile ailesinde veya kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk artar. Bunların yanı sıra çok sayıda ve özellikle düzensiz şekilli atipik benlere sahip olanlar, yine özellikle   çocukluk döneminde su dolu şiddetli güneş yanığı geçirenler, açık havada uzun süre çalışmaları nedeniyle güneşe yoğun maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, kalıtsal hastalık olarak güneş ışığına hassasiyeti olan ve güneş hasar onarım mekanizmalarında sorun yaşayan kişiler risk grubunda yer alır” bilgisini veriyor. </p>

<p></p>

<p>Cilt kanserinden korunmak için 5 kritik kural! </p>

<p>Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinden korunmanın en önemli yolu, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti azaltmaktan geçiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserine karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor: </p>

<p>Güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerde (10:00-15:00) güneş altında durmayın. Cildinizin kızarmasına izin vermeyin.<br />
SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kremler kullanın. UV filtrelerinin yaş grubuna ve cilt tiplerine göre seçilmesi gerekiyor. Yine yüz ve gövde için farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bu nedenle, güneşten koruyucu seçiminde dermatoloji hekiminizden yardım alın. <br />
Güneşten koruyucu kremleri dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce sürün ve her iki saatte bir tekrarlayın. Terleme sonrasında ve deniz veya havuza girip çıktığınızda iki saati beklemeyin, ürünü tekrar sürün. <br />
Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri, uzun kollu ve sıkı dokunmuş giysilerle cildiniz ile güneş ışınları arasına bariyer koyun. Sörf ve kano gibi sporlarda UV filtreli giysiler giyin, açık cilt alanlarına tercihen suya dayanıklı güneş koruyucu kremler uygulayın.<br />
Solaryumdan kaçının. <br />
 </p>

<p>Tedavideki ilk basamak cerrahi yöntem </p>

<p>Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinde tanı biyopsiyle kesinleşiyor ve kanserin tipi ile alt tipi belirleniyor. Tedavinin şekline ise hastanın yaşına, tümörün yerleştiği alana, tipine, büyüklüğüne ve hastanın eşlik eden diğer sağlık problemlerine göre karar veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserlerinin tedavisinde ilk basamak olarak cerrahi yöntem uygulandığını belirterek, süreci şöyle özetliyor: “Melanom dışı cilt kanserlerinde tümörün büyüklüğüne göre çıkarılması gereken sağlam cilt alanı belirlenir ve ikinci seansta güvenilir alan tespit edilerek tümör cerrahi yöntemle çıkarılır. Melanom tedavisinde ise güvenli cerrahi sınır genişliği melanomun deri içindeki kalınlığına bağlı olarak belirlenir. Melanomun kalınlığı arttıkça ilk olarak lenf bezlerine daha sonra da diğer organlara yayılma riski yükselir. Bu nedenle, melanom hücrelerinin cilt içindeki seviyesine göre evreleme yapılır ve bu evrelemeye göre gerekirse komşu lenf bezleri incelenir, hatta ileri evre melanomlarda tüm vücut olası metastazlar açısından taranır.”  Prof. Dr. Emel Güngör, cerrahiye uygun olmayan melanom dışı cilt kanserinde ise özel kremler, kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve radyoterapi gibi farklı seçeneklere başvurulduğunu belirtiyor. </p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/cilt-kanserinin-8-onemli-sinyali</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Aug 2025 09:57:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2025/08/cilt_kanserinin_8_onemli_sinyali_h61129_7d21f.jpg" type="image/jpeg" length="94502"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beslenme Reçeteye Girdi: Sağlığın İlacı Sofrada]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/beslenme-receteye-girdi-sagligin-ilaci-sofrada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/beslenme-receteye-girdi-sagligin-ilaci-sofrada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu yılın beşincisi düzenlenen Uluslararası Terapötik Beslenme ve Anti-Aging Kongresi, sağlıklı uzun yaşam (uzun ömürlülük) temasıyla alanında bilim insanlarını bir araya getirecek. Kongre Başkanı, Tıbbi Biyokimya ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uzmanı Dr. Asuman Kaplan Algın, terapötik bakımın sadece koruyucu olmadığını, aynı zamanda tedavi edici genel sağlık anlayışında kritik bir rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz yaşam süresi uzasa da diyabet, obezite, artık hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi kronikleşen ciddi artış gösterdiğine dikkat çeken Dr. Algın, besinlerin genetik düzeyindeki etkileri, çıkış mikrobiyotasıyla ilişkileri ve enflamasyon üzerindeki rolleri üzerine yapılan araştırmaların terapötik beslenmeyi sağlık politikalarının taşımasını taşıdığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kongrenin ana temasını “uzun ömürlülük” terimiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Algın, modern sağlık müdahalesinin yalnızca yaşam süresi olmadığını, yaşam kalitesini artırmayı hedeflediğini belirtti. Algın, "Terapötik beslenme ve anti-aging yaşam tarzı, oksidatif stres, kronik enflamasyon ve insülin direnci gibi yaşlanmayı hızlandıran doğrudan dağıtmak. Bilimsel veriler, doğru beslenmenin biyolojik yaşının yavaşlatılabileceğini gösteriyor" dedi.</p>

<p>Kongrenin hem sağlık profesyonelleri hem de toplum için somut katkılar sağlanacağını vurgulayan Algın, multidisipliner iş birimlerinin ayrıştırılmasının, klinik uygulamalarda güncel uygulamaların yaygınlaşmasının ve küresel halkalı halka doğru kanallarla ulaştırılmasının önemine dikkat çekti. Algın şöyle devam etti; "Toplumda beslenme ve yaşam politikalarının çok yaygın olması. Bu tür bilimsel kongreler, güvenilir ve genel bilgileri toplumla buluşmasını sağlayarak tüketimi artırıyor. Beslenme sadece kilo kontrolü değil, hastalıktan korunma ve sağlıklı yaşlanma için bir araç"</p>

<p>Kongrenin sosyalleşebilmesinin da geniş kitlelere ulaşıldığını kaydeden Dr. Algın, bu çabaların toplumsal sağlıklı yaşam faaliyetlerini teşvik etme, sağlık tedavilerini destekleme ve bireyleri daha üretken, aktif ve sağlıklı bireyler haline getirme yönünde etkili olduğunu kaydetti.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/beslenme-receteye-girdi-sagligin-ilaci-sofrada</guid>
      <pubDate>Thu, 01 May 2025 10:31:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2025/05/beslenme_receteye_girdi_sagligin_ilaci_sofrada_h59550_05416.jpeg" type="image/jpeg" length="41427"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Robotik Cerrahiyle 80 Yaşında Sağlığına Kavuştu]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/robotik-cerrahiyle-80-yasinda-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/robotik-cerrahiyle-80-yasinda-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'de yaşayan emekli pilot Halit Doğantekin (80) Özel Sağlık Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna tarafından robotik cerrahiyle böbrek nakli operasyonu sayesinde eski sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'de yaşayan emekli pilot Halit Doğantekin (80) Özel Sağlık Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna tarafından robotik cerrahiyle böbrek nakli operasyonu sayesinde eski sağlığına kavuştu.</p>

<p>Yaptırdığı check-up sonucu sol böbreğinde bir tümör saptanan Halit Doğantekin'e açık ameliyat yapılması ve böbreğinin toplanmasının belirtileri.</p>

<p>Yapılan araştırmalar sonunda Prof. Dr. Burak Turna'ya ulaşanı Doğantekin, ameliyat sayesinde hem tümörden kurtuldu hem de böbreğinin güçsüzleştiğini söyledi. Doğantekin, tüm sorunların ortadan kalktığını belirterek Özel Sağlık Hastanesi'ne teşekkür etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burak Turna: "Halit beye robotik cerrahi yöntemiyle kapalı şekilde operasyon yapıldı. Ameliyatla 6 santimlik başarıyla tümör çıkarıldı. Hastamız hem tümörden kurtuldu hem de böbreği vardı. Bu ameliyat edildi, korunan yaşı riskliydi. Ama hastamızın genel sağlık kondisyonu olduğu için uzun yaşamda bulunuyordu. Bu nedenle böbreğinin çok önemliydi. Robotik cerrahinin bu 3 günde taburcu oldu. Günlük hayatta da bir şekilde dönüş yaptı. Bundan sonra rutin kontrolleri devam ettirecek sağlıklı bir yaşam sistemi” diye konuştu.</p>

<p><b>ROBOTİK CERRAHİ İYİLEŞME SÜRECİNİ HİZLANDIRIYOR</b></p>

<p>Robotik cerrahinin ve hekimlere fayda sağlayan kaydeden Prof. Fazla esneklik, esneklik ve kontrol sağlayan bu teknoloji, hekimin hatasını en aza indirir. Küçük kesi ile depolama işlemi, vücudundaki travma ve kanamayı da en az indirger.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/robotik-cerrahiyle-80-yasinda-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 11:07:18 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2025/04/robotik_cerrahiyle_80_yasinda_sagligina_kavustu_h59461_87545.jfif" type="image/jpeg" length="69774"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ofis çalışanlarını tehdit eden hastalık! Karpal tünel  sendromu]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/ofis-calisanlarini-tehdit-eden-hastalik-karpal-tunel-sendromu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/ofis-calisanlarini-tehdit-eden-hastalik-karpal-tunel-sendromu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sürekli aynı hareketlerin yapılması sonucu ortaya çıkan karpal tünel sendromu,
günlük işlerin yapılmasını dahi zorlaştırabiliyor” diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi
ve Travmatoloji bölümünden Op. Dr. Bangin Bekir Candan, karpal tünel sendromu
ile ilgili açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“El ve bilekte uyuşukluk ve ağrı ile ortaya çıkan karpal tünel hastalığının tedavisinin<br />
ertelenmesi, ciddi sorunlara yol açabiliyor. Erkeklere nazaran kadınlarda daha sık görülen bu hastalık, erken<br />
tedavi edilmezse ilerleyen safhalarda el kaslarında erimelere bile yol açabiliyor” diyen Nev Sağlık Grubu<br />
Ortopedi ve Travmatoloji bölümünden Op. Dr. Bangin Bekir Candan, karpal tünel sendromu ile ilgili<br />
açıklamalarda bulundu.<br />
“Bu bulgular varsa karpal tünel sendromu sizde de olabilir!”<br />
“Elde uyuşukluk, uykuda şikayetlerin artması, elde güç kaybı, elinizin şeklinin değişmeye başlaması gibi<br />
bulgular varsa karpal tünel sendromu sizde de olabilir” diyen Candan, “Bu hastalığın ortaya çıkma sebebi, el<br />
bileğinden geçen sinirin sıkışmasıdır. Bu nedenle hamilelik, guatr ve şeker hastalığı gibi vücutta şişkinliğin<br />
arttığı durumlarda, hasta şikayetlerinde artış görülür. Aynı şekilde tenis, pinpon, hentbol, basketbol, güreş gibi<br />
el bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketlerin yapıldığı sporlarda da karpal tünel sendromu görülebilir”<br />
ifadelerinde bulundu.<br />
“Hastalık genellikle 30-50 yaş arası kadınlarda daha sık görür”<br />
“Bu hastalık günümüzün meslek hastalıklarından biri haline gelmiştir” diyen Candan, “Günümüzde pek çok<br />
meslekte, çok sık bilgisayar klavyesi ve mouse kullanılıyor. Bu süreçte el bileğinden elin sırtına doğru açılma<br />
uzun süreli olduğu için buradan geçen el bileği sinirinde sıkışma oluşuyor. Karpal tünel sendromu, el bileğindeki<br />
median sinir denilen bir sinirin sıkışmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Karpal tünel sendromu bazen elin belli<br />
parmaklarında bazen de tamamında meydana gelen ağrı, uyuşma ve güçsüzlük şeklinde bulgular verir. En tipik<br />
bulgularından biri de geceleri uykudan uyandıran ağrı ve uyuşukluk hissidir. Geceleri hareketsiz duran el bileği,<br />
uykudayken kasların gevşemesi ve vücuttaki ödem artışı nedeniyle median sinirin daha fazla sıkışmasına neden<br />
oluyor. Bu nedenle zaman zaman hasta uykusundan uyanıp elini çırpma isteği duyabilmektedir. Söz konusu<br />
rahatsızlığın tanısı hastanın doktora söylediği belirtiler neticesinde yapılan fizik muayene ve sonrasında EMG<br />
testi konulur. EMG testi hafif, orta ve ağır karpal tünel sendromu olarak 3 derece verir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basın Bülteni 11.02.2025<br />
“Orta ve ileri derecede karpal tünel sendromu hastaları, genellikle ameliyat edilir”<br />
Op. Dr. Bangin Bekir Candan, “Tedavi yöntemini belirlemede EMG sonuçları çok fazla yardımcı olur. Hafif<br />
düzeyindeki sıkışmalar çoğunlukla ilaç ve fizik tedavi ile tedavi edilirken, Orta ve ileri derecede karpal tünel<br />
sendromu hastaları, genellikle ameliyat edilir. Ancak her zaman hastaya bağlı farklılıklar olabilir. Karpal tünel<br />
sendromu ameliyatı, yaklaşık 2,5 cm kesi ile tünelin gevşetilmesi şeklinde yapılan bir ameliyattır. Ameliyat<br />
sonrası ortalama 3-4 dikiş atılır. Ameliyatın en güzel yanı eldeki uyuşma, karıncalanma ve ağrının hemen<br />
genellikle o gece bile hafiflemeye başlamasıdır. Yani ameliyattan sonraki gün hastanın yüzü gülmeye başlar.<br />
Kolay, hastanede kalış süresi kısa, günlük aktivitelere dönüşün kısa sürede olduğu bir ameliyattır. Hasta<br />
ameliyattan sonra genellikle 1 gece hastanede takip edilir. Ameliyat sonrası hastanın elini kullanmasında bir<br />
kısıtlama yoktur. Kişi, kısa sürede iş hayatına geri döner. Dikişleri de genellikle 2. hafta alınır. Sınırlı bir hasta<br />
grubu ameliyat sonrası fizik tedavi görür” açıklamalarında bulundu.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/ofis-calisanlarini-tehdit-eden-hastalik-karpal-tunel-sendromu</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Feb 2025 11:00:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2025/02/ofis_calisanlarini_tehdit_eden_hastalik_karpal_tunel_sendromu_h58484_5424a.jpg" type="image/jpeg" length="92373"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BALIK TÜKETMENİN FAYDALARI]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/balik-tuketmenin-faydalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/balik-tuketmenin-faydalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[

Uzman Diyetisyen Şükrü Can Gülşen konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<br>

<br>

<div><font face="verdana, sans-serif">Balık, yeterli ve dengeli beslenme dengesinde her insan için gerekli olan makro ve mikro besin ögelerini içerisinde bulundurur . Balık, N- 3 yanin bilinen adıyla omega 3 yağlarını ve Kalekisiferol - selenyum gibi vitamin ve minerallere sahiptir. Balık tüketimi ilk olarak kalp ve damar sağlığı beyin kemik ve kas gelişimi gibi temel vücut fonksiyonlarında görev alır. </font></div>

<br>

<div><font face="verdana, sans-serif"><b>Düzenli balık tüketiminin yararları;</b></font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Kemikleri güçlendirir </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Göz sağlığını korur </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Çocuklarda ve yaşlılarda zeka gelişimini destekler </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Vücuttaki toksinleri atarak vücudu temizler </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">N 3 takviyesi sağlar</font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Demansı önler </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Eklem arası sıvı dengesini ayarlar </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Kas hücrelerinde hipertrofi oluşturur </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Bağışıklığı güçlendirir </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Kanser oluşumunu önler </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Cilt için gerekli protein ve mineralleri sağlar </font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">TİP 1 ve Tip 2 diyabet riskini azaltır </font></div>

<br>

<div><b><span style="font-family:verdana, sans-serif">Balıkta Hangi Besin </span>öğeleri<span style="font-family:verdana, sans-serif"> bulunur ; </span></b></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Protein, o</font><span style="font-family:verdana, sans-serif">mega 3 yağ asitleri,o</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">mega 6 yağ asitleri,D</span><span style="font-family:verdana, sans-serif"> vitamini ,</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">B2 vitamini,p</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">eptit,k</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">alsiyum ,m</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">agnezyum,f</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">osfor,ç</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">inko,d</span><span style="font-family:verdana, sans-serif">emir,</span><span style="font-family:verdana, sans-serif"><wbr />flor,iyot ve</span></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">selenyum.</font></div>

<br>

<div><font face="verdana, sans-serif"><b>Balık Nasıl Tüketilmelidir ?</b></font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Balıktan makro faydalanmak için genellikle buharda ,buharda veya ızgara usulü pişirmek gereklidir. Yoksa gerekli besin ögeleri vücut alıp kullanamaz. </font></div>

<br>

<div><font face="verdana, sans-serif"><b>Hamileler Balık Tüketmeli midir ?</b></font></div>

<div><font face="verdana, sans-serif">Balıkta bulunan N 3 yağ asitleri, damar ve sinir hücreleri için çok önemlidir.Anne karnındaki bebeğin maximal gelişimini desteklemek için sadece hamilelikte değil, laktasyon yani emzirme döneminde de balık tüketilmelidir. Ancak gebelerde bazı deniz ürünlerinde bulunan civa miktarına dikkat edilmesi gerekir bu gebeliğin tehlikeye girmesine sebeb olabilir. </font></div>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/balik-tuketmenin-faydalari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Oct 2024 00:26:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/10/balik_tuketmenin_faydalari_h57143_8b4f1.jpg" type="image/jpeg" length="10505"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Mamografi erken tanı ve tedavi için önemli”]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/mamografi-erken-tani-ve-tedavi-icin-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/mamografi-erken-tani-ve-tedavi-icin-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık ayına ilişkin Nev Sağlık Grubu Radyoloji
bölümünden Uzm. Dr. Tecelli Poçan önemli açıklamalarda bulundu. Poçan,“Meme
kanserinde erken tanının hayati önem taşıdığını, 40 yaşından itibaren yılda bir kez
mamografi çektirilmesi gerektiğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Çevresel tetikleyicilerin artışı ve stresli günlük yaşam temposuna bağlı olarak 2030<br />
senesine geldiğimizde yıllık yaklaşık 22 milyon kişiye kanser tanısı konulacağı tahmin edilmektedir” diyen Nev<br />
Sağlık Grubu Radyoloji bölümünden Uzm. Dr. Tecelli Poçan, “Kanser gibi bireylerin yaşantısını psikolojik, sosyal<br />
ve ekonomik anlamda fazlasıyla zorlaştıran bir hastalığın artışı ciddi bir problemdir. Hiç şüphesiz günümüzde<br />
kanser ile ilgili en kıymetli stratejiler erken tanı ve korunma yöntemlerini geliştirmek olacaktır” dedi.<br />
“Meme kanseri, kadınlarda tespit edilen kanserlerin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturması nedeni ile en fazla<br />
görülen kanser çeşididir” diyen Poçan, “Meme kanseri kadınlarda en sık görülen ve erken aşamada teşhisi<br />
mümkün olan bir kanser tipidir. Bu anlamda ülkemizde birinci basamakta sağlanan koruyucu sağlık<br />
hizmetlerinin önemli bileşenlerinden biri olan erken tanı yöntemleri meme kanserinin tespitinde önemli bir yere<br />
sahiptir” dedi.<br />
“40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmesi gerekmektedir “<br />
Meme kontrolünün nasıl olması gerektiğini anlatan Poçan, “Memedeki problemleri tespit etmek için yaş fark<br />
etmeksizin, kendi kontrollerimizi aksatmamalıyız. Kontrollerde bir problem tespit ettiğimizde ya da kırk yaş<br />
üstünde ise bir hekim tarafınca kontrol, meme ultrasonu, gereklilik halinde mamografi veya meme MRG ile<br />
tetkikleri gerekmektedir. Ülkemiz sağlık politikalarınca mamografi ön planda tutulsa da teknolojik gelişmelerin<br />
ultrason cihazlarında yapmış olduğu belirgin gelişim nedeniyle meme ultrasonu ile değerlendirme hem güvenilir<br />
hem de değerlidir” dedi.<br />
Meme Ultrasonu, Mamografi ve Meme MR’ı hakkında da bilgiler veren Dr. Poçan, “Her üç yöntem de meme<br />
kanseri taramasında önemli rol oynar, ancak uygulama durumuna, hastanın özelliklerine ve risk faktörlerine<br />
göre tercih edilir” şeklinde açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/mamografi-erken-tani-ve-tedavi-icin-onemli</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Oct 2024 10:46:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/10/mamografi_erken_tani_ve_tedavi_icin_onemli_h57088_ce749.jpg" type="image/jpeg" length="24156"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÇOCUKLARIN ŞİDDETE TANIK OLMASI NESİLLER ARASI TRAVMAYI BERABERİNDE GETİRİYOR…]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/cocuklarin-siddete-tanik-olmasi-nesiller-arasi-travmayi-beraberinde-getiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/cocuklarin-siddete-tanik-olmasi-nesiller-arasi-travmayi-beraberinde-getiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Her geçen gün artış gösteren şiddet haberlerinde şüphesiz ‘kadına şiddet’, ilk sırada yer alıyor. Yapılan araştırmalarda gösteriyor ki; dünyada her üç kadından biri, eşi ya da partneri tarafından fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p align="center" style="margin:0cm; text-align:center"></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin:0cm"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">Kadına yönelik şiddetin en sık yaşanan insan hakları ihlali olduğunu vurgulayan <span style="color:black"><span style="background-image:initial"><span style="background-position:initial"><span style="background-size:initial"><span style="background-repeat:initial"><span style="background-origin:initial"><span style="background-clip:initial">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, </span></span></span></span></span></span></span>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, şiddetin kadınlar için hayati bir tehdit olması yanında, toplumsal açıdan da birtakım yıkımlara neden olduğunu vurguluyor. Klinik Psikolog Özcan; “kadına yönelik şiddetin failleri, yaşadığımız sosyal çevrede, iş hayatımızda veya her gün geçtiğimiz yollarda yani kısaca, hayatımızın bir tarafında varlığını sürdürüyor. Tam da bu nedenle, şiddet sadece şiddete maruz kalan kadınları değil; beraberinde çocuklarını, ailelerini ve içerisinde var olduğu toplumu da aynı çark içerisine almış oluyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><b><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">“Kadına şiddet aynı zamanda çocuğa şiddettir”</span></span></b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">Şiddete tanık olmanın çocuklar için hem kısa hem uzun vadede sıkıntılı sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan; “Kadına yönelik şiddet, her zaman ve her koşulda çocuğa yönelik şiddetin de ta kendisidir. Çocuklar doğrudan şiddete uğramadıkları halde şiddete tanık olmak da çocuklarda; uyku bozuklukları, gelişimsel bozukluklar, saldırganlık ve kaygılı bir yapıya zemin oluşturuyor. Bunun yanında şiddeti ve şiddetin sonuçlarını gözlemleyen bazı çocuklar, çatışmaları çözmenin yolunu şiddet olarak kodlayabiliyor. Bu durum ve kodlama hem toplumda şiddet çarkının devamını hem de şiddete maruz kalan kadınlar ile beraber çocuklarına bilinçaltında ‘nesiller arası travma’ olarak aktarılıyor.” diyor.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><b><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">“Şiddet sadece bireysel değil aynı zamanda yapısal bir sorun”</span></span></b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">Kadına yönelik şiddeti tek başına, bireysel bir sorun olarak ele almanın eksik kalacağını belirten Klinik Psikolog Özcan; “Ataerkilliğin izlerinin var olduğu toplumlarda, kadın ve erkekler arasındaki ‘eşitsiz güç’ veya güç üstünlüğü inancı, kadına yönelik şiddetin önemli nedenleri arasında. Dolayısı ile şiddetin nedenlerini sadece bireysel düzey çerçevesinde ele almak doğru olmayacaktır. Şiddet, yapısal düzeylerin bir sonucu olarak da varlığını sürdürüyor.” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">“Şiddetin türü her ne olursa olsun; korku, kafa karışıklığı, öfke, uyuşma ve daha birçok duygu karmaşası sürece eşlik eder. Hatta kadınların bazıları, şiddete uğradığı için suçluluk ve utanç duygularını hissedebilir. Sosyal izolasyon, keyif alınan şeylere yönelik ilgi kaybı, düşük benlik algısı ise; kadına yönelik şiddet sonucunda sıklıkla karşımıza çıkan semptomlar arasında yer alıyor. Travma sonrası stres bozukluğu (TSBB), depresyon, kaygı bozuklukları ile alkol ve madde kullanım bozukluğu, şiddetin ardından kadınların yaşantısına dahil olabilen diğer ruhsal bozukluklardır. Korkutucu ve şok edici bir olayın ardından; travma sonrası stres bozukluğunda kişi kolayca irkilebilir, ani öfke patlamaları yaşayabilir ve uyumakta güçlük çekebilir. Hatta zaman zaman kişilerin, olay ile ilişkili ya da olaydan bağımsız bazı sahneleri hatırlamakta güçlük çektiğine de rastlayabiliriz.”</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Arial, sans-serif">“Şiddete maruz kalma süreci ne kadar uzun sürerse, kadın çok daha yoğun bir hasara maruz kalacaktır. Hatta bazen şiddet süreci sonlandığında dahi şiddetin psikolojik etkileri uzun süreler devam edebilir. Fiziksel veya psikolojik şiddetin herhangi bir türüne doğrudan veya dolaylı maruz kalma durumunuz varsa, bir ruh sağlığı uzmanından yardım almak atılacak ilk adımlardan olmalıdır.” </span></span></span></span></span></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/cocuklarin-siddete-tanik-olmasi-nesiller-arasi-travmayi-beraberinde-getiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Oct 2024 22:14:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/10/cocuklarin_siddete_tanik_olmasi_nesiller_arasi_travmayi_beraberinde_getiriyor_h57036_af75b.jpg" type="image/jpeg" length="28342"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÇOCUKLARDA ALERJİK HASTALIKLAR OKUL BAŞARISINI ETKİLİYOR!]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-okul-basarisini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-okul-basarisini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[

Sonbahar aylarında yabani ot polenlerinin ve mantar sporlarının çoğalmasıyla alerji belirtileri de artabiliyor. Ayrıca evlerin uzun süre kapalı kalması, çocukların kapalı ortamda daha fazla vakit geçirmeleri, havadaki nem oranının artması ve buna bağlı olarak  ev içinde ev tozu akarı ve mantar sporu yoğunluğunun da artması sorun yaratabiliyor. Burun akıntısı, hapşırma, öksürük, nefes darlığı gibi belirtilerin sıklıkla görüldüğü  bu dönem,  alerjik çocuklar için zorlayıcı olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p align="center"></p>

<p><strong>Alerjik hastalıkların çocukların okul başarısını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini ve bu nedenle tanı ve tedavinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan </strong><strong>Bayındır Söğütözü Hastanesi Pediatri Bölüm Başkanı ve Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Müge Toyran</strong>, <strong>çocuklarda alerji belirtileri hakkında bilgi verdi.</strong></p>

<p><strong>ÇOCUĞUNUZDA BU BELİRTİLER VARSA DİKKAT!</strong></p>

<p>Sonbaharda yabani ot polenlerinin çoğalmasıyla birlikte, bu polenlere duyarlı çocuklarda alerji belirtilerinin artış gösterdiğini aktaran <strong>Bayındır Söğütözü Hastanesi Pediatri Bölüm Başkanı ve Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Müge Toyran</strong>, sonbahar alerjisinin farklı belirtileri olabileceğini aktardı. <strong>Prof. Dr. Müge Toyran,</strong> <em>"Alerjik nezlesi olan çocuklarımızda burun akıntısı, kaşıntısı, hapşırma veya burun tıkanıklığı, geniz akıntısı görülebilir. Astımı olan çocuklarımızda öksürük, hışıltılı solunum, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi belirtilerle gelen astım atakları gelişebilir.  Atakların yanında egzersizle veya alerjen maruziyeti ile bu şikayetler kısa süreli ortaya çıkabilir. Çabuk yorulma ve egzersiz toleransında azalma görülebilir. Alerjik egzaması (atopik dermatit) olan çocuklarımız, sonbaharda hava değişimi ve alerjenlere bağlı olarak cilt kaşıntısı, kuruluk ve lezyonlarında artış yaşayabilirler." </em>dedi.</p>

<p><strong>ALERJİYİ TETİKLEYEN FAKTÖRLER ALERJİK HASTALIĞIN YAPISINA GÖRE DEĞİŞİYOR!</strong></p>

<p>Polenlerin yanı sıra sonbaharda nem artışı ile birlikte mantar sporlarında (mantarlar için ana üreme birimleri) da artış görüldüğünü ve bu mantarlara duyarlılığı olan çocuklarda alerjik şikayetlerin arttığını belirten<strong> Prof. Dr. Müge Toyran,  </strong>alerjiyi tetikleyen faktörler hakkında şunları söyledi:</p>

<p><strong> </strong><em>“Alerjik hastalığın yapısına göre tetikleyiciler farklılık gösterir; ancak temelde duyarlı olunan alerjenle karşılaşmak, alerjik hastalıkların hepsinde şikayetleri tetikler. Bunun yanında, hava kirliliği, sigara dumanı, soğuk hava, enfeksiyonlar astım için tetikleyici etki yapar. Alerjik egzeması olanlarda bazı gıdalar, terlemek, cildi tahriş eden kıyafetler ve cilt kuruluğunun artması hastalığı tetikleyebilmektedir.”</em></p>

<p></p>

<p><strong>TANI VE TEDAVİNİN  İHMAL EDİLMESİ FİZİKSEL, PSİKOLOJİK VE SOSYAL SORUNLARA YOL AÇABİLİR!</strong></p>

<p>Alerji tedavisine erken başlamanın çocuğun yaşam kalitesini artırarak okul başarısını ve sosyal ilişkilerini olumlu etkilediğinin altını çizen <strong>Prof. Dr. Müge Toyran, </strong>“<em>Alerjik hastalıkların tanısının konması ve neden olan duyarlılıkların saptanması, hastalığın ilerlemesini engellemek ve çocuğun yaşam kalitesini artırmak için önemlidir. Sık tekrarlayan öksürük, burun akıntısı, tıkanıklık, hışıltılı solunum gibi şikayetleri olan çocukların alerjik rinit ve astım açısından değerlendirilmesi gerekir. Tanı almayan veya uygun tedavi başlanmayan çocuklar, fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca, tedavi eksikliği akut ve kronik sinüzit, orta kulak iltihabı gibi sorunlara yol açabilir. Okul döneminde ise bu durum, çocukların akademik başarılarını, sosyal ilişkilerini ve öz güvenlerini olumsuz etkileyebilir.” </em>diye konuştu.</p>

<p><strong>HASTALIĞIN TEDAVİSİ VE TAKİBİ ÇOCUĞA ÖZEL PLANLANMALI!</strong></p>

<p>Alerjik hastalığın şiddetine göre, koruyucu veya kurtarıcı ilaçlarla tedaviler planlanabildiğini bildiren <strong>Prof. Dr. Müge toyran,</strong><em>  “Tedavi planının çoçuğa özel yapılması ve belli aralıklarla izlenerek, çocuğun durumuna göre yeniden düzenlenmesi gereklidir; çünkü bu hastalıklar dalgalanmalı bir seyir gösterirler ve ilaç ihtiyacı dönem dönem farklılıklar gösterebilir. Çocuğun mümkün olan en düşük dozda ve en az ilaçla tedavi edilmesi önemli olduğundan, bu çocukların yakın izlenmeleri ve tedavilerinin buna göre planlanması gereklidir.” </em>ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SONBAHARDA ALERJİNİN TETİKLENMESİNİ ÖNLEMEK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bayındır Söğütözü Hastanesi Pediatri Bölüm Başkanı ve Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Müge Toyran</strong> sonbahar alerjisinin tetiklenmesini önlemek için dikkat edilmesi gerekenleri ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>Sonbahar alerjilerinin en önemli tetikleyeni olan nem artışını kontrol altına almak için evde nemi azaltmaya yönelik önlemler alınmalıdır.</li>
	<li>Evin havalanmasına ve havalandırma tesisatının düzgün çalışmasına özen gösterilmelidir.</li>
	<li>Mümkünse ev içinde çamaşır kurutulmamalıdır.</li>
	<li>Evde rutubet olmadığından emin olunmalı; kararma veya yeşerme oluşursa tamiri yapılmalıdır.</li>
	<li>Ev içinde yoğun şikayetleri olan çocuklar, HEPA (Yüksek Verimli Partikül Yakalayıcı) filtreli hava temizleyicilerinden yararlanabilir.</li>
	<li>Dış ortamdan gelen polenler ve mantar sporlarına temas azaltılmalıdır; bu nedenle evin havalandırıldığı dönemler dışında pencereler kapalı tutulmalıdır.</li>
	<li>Bahçede kuruyan yapraklar düzenli olarak toplanmalı ve çevredeki ağaçların sağlıklı büyümesine özen gösterilmelidir.</li>
	<li>Dışarıdan gelindiğinde çocuğun üstü değiştirilip, elleri ve yüzü yıkanmalı, mümkünse duş almalıdır. Dışarıda şikayetleri olan çocuklar için şapka ve gözlük kullanımı önerilebilir.</li>
</ul>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-okul-basarisini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Oct 2024 11:49:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/10/cocuklarda_alerjik_hastaliklar_okul_basarisini_etkiliyor_h57013_53263.png" type="image/jpeg" length="70331"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ailesinde meme kanseri öyküsü olanlar kontrollere daha erken başlamalı ]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/ailesinde-meme-kanseri-oykusu-olanlar-kontrollere-daha-erken-baslamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/ailesinde-meme-kanseri-oykusu-olanlar-kontrollere-daha-erken-baslamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan meme kanserinin erken tanısında tarama programları hayati bir önem taşıyor. Avrupa’da mamografik taramaya genellikle 50 yaşında başlandığını ancak Türkiye’de genç yaşta görülme oranının yüksek olmasından bu taramanın daha erken yapıldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı, Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Bir annede menopoz öncesi meme kanseri mevcut ise kızının da mamografi taramasına 40 yaşından önce başlaması gerekebilir. Bununla birlikte, yüksek riskli hasta grubunda bile mamografi taramasına başlanma yaşı en erken 25 olmalı” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Türk ve Amerikan Radyoloji Derneği, şikâyeti olmayan veya yüksek risk taşımayan kadınlarda 40 yaşından itibaren yılda bir kere mamografi taramasını öneriyor. Mamografi çektirme imkanı olan her kadının 40 yaşından itibaren her yıl mamografi taramasını yaptırmasının uygun olacağını, ancak bu imkan yoksa dahi en azından Sağlık Bakanlığı bünyesinde hizmet veren Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) 2 yılda bir mamografi taraması yapıldığını hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı, Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Ali Uğur Emre, meme kanseri tarama protokolüne ilişkin önemli bilgiler verdi.</p>

<p></p>

<p>Yüksek risk grubundaki kişiler 40 yaşını beklememeli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meme kanseri açısından yüksek riskli olan kişilere mamografi taramasına 40 yaşından önce başlanması gerektiğini vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Örneğin; annesi menopoz öncesi, 45 yaşında meme kanseri tanısı almış ise kızına mamografi taramasına 45 yaşından 10 yıl önce, yani 35 yaşında başlanır. BRCA 1-2 gen mutasyonu olanlarda ise taramaya 30 yaşında, erken yaşlarda göğüs bölgesine ışın tedavisi alanlarda ise ışın tedavisinin bitiminden 8 yıl sonra mamografi taramasına başlanır. Bununla birlikte, yüksek riskli hasta grubunda bile mamografi taramasına başlanma yaşı en erken 25 yaş olmalı.  Meme ile ilgili şikâyet ve muayene bulguları olan 30-35 yaşından büyük kadınlarda, 40 yaşından genç olmalarına rağmen mamografi çekilebilir. 30-35 yaşından genç hastalarda ise meme ile ilgili şikâyet ve klinik muayene bulgularında ilk başvurulan görüntüleme yöntemi ultrasonografidir. Ultrasonografiden sonra kanseri işaret eden bulgular varsa, radyolog mamografi incelemesi de isteyebilir” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Mamografi adet bitiminde çekilmeli</p>

<p>Mamografinin tanısal başarısı açısından adetin dönemi önemli olmasa da adet öncesi ve sonrasında meme dokusu daha hassas olduğundan mamografinin adet bitiminde çekilmesinin tavsiye edildiğini belirten Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Bunun haricinde mamografi öncesinde, kadınların duş alması ve duş sonrası deodorant gibi ürünleri kullanmaması gerekiyor. Mamografi incelemesine gelirken hastaların varsa önceki mamografi sonuçlarını ve filmlerini de yanlarında getirmeleri eski sonuçlarla yeni sonucu karşılaştırmak açısından çok önemli” dedi.</p>

<p></p>

<p>Yüksek riskli hastalarda mamografiye ek olarak MRG incelemesine de başvurulabiliyor</p>

<p>Meme manyetik rezonans görüntüleme yani MRG incelemesinin bazı meme kanserlerinde ameliyat öncesinde lokal evreleme amacıyla kullanıldığını söyleyen Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Yüksek riskli hastaların bazı alt gruplarında meme kanseri taramasında mamografiye ek olarak da MRG incelemesi yapılabiliyor. Ayrıca yöntem mamografi ve ultrasondan sonra problem çözücü olarak kullanılıyor. Mamografi ve ultrasonda gösterilemeyen gizli meme kanserlerinde asıl odağın gösterilebilmesi ve ameliyat öncesi kemoterapi alan hastalarda kemoterapinin etkililiğinin takip edilebilmesi amacıyla ultrasona ek olarak tercih ediliyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>İğne biyopsileri sanılanın aksine kanseri yaymaz</p>

<p>Meme kanseri tanısının en ideal yöntemi olan iğne biyopsilerinin cerrahi biyopsilerden önce tercih edilmesi gerektiğini paylaşan Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “İğne biyopsileri cerrahi biyopsiler kadar güvenilir sonuç verir ve hastaları gereksiz cerrahi işlemlerden korur. İğne biyopsisi, şüphelenilen lezyon; ultrasonografi, mamografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi görüntüleme yöntemlerinden hangisinde daha iyi görülüyorsa o görüntüleme yöntemi eşliğinde gerçekleştirilmeli. Hastaların meme biyopsileri ile ilgili en önemli endişeleri; yapılan iğne biyopsilerinin tümörün yayılmasına neden olup olmadığıdır. Bu noktada iğne biyopsilerinin kanseri yaymadığını ve hastaya herhangi bir zararı olmadığını belirtmek gerekir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>İğne biyopsileri öncesinde herhangi bir medikal hazırlık yapılmasına gerek olmadığını belirten Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Yalnızca kan sulandırıcı kullanan hastaların, takip eden doktoruna danışarak biyopsi öncesinde ilacını kesmesi ya da kan sulandırıcı yerine kullanabileceği farklı bir ilaç varsa ona başlaması tavsiye edilir” dedi.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/ailesinde-meme-kanseri-oykusu-olanlar-kontrollere-daha-erken-baslamali</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 11:29:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/10/ailesinde_meme_kanseri_oykusu_olanlar_kontrollere_daha_erken_baslamali_h56970_46d31.jpg" type="image/jpeg" length="52537"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlişkilerde iletişim sorunlarının çözümü için empati yeteneği artırılmalı!]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/iliskilerde-iletisim-sorunlarinin-cozumu-icin-empati-yetenegi-artirilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/iliskilerde-iletisim-sorunlarinin-cozumu-icin-empati-yetenegi-artirilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[

‘Sen’ dili eleştiri, ‘ben’ dili ise duyguları ifade eder…

Çiftlerin birbirlerinden beklentilerini yeterince ifade edemediklerinde, ilişki içinde çeşitli sorunlar ortaya çıkabileceğini belirten uzmanlar, bu durumun zamanla bireylerin birbirlerinden duygusal olarak uzaklaşmasına yol açabileceğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İletişim sorunlarının temelinde birkaç ana faktör olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu faktörler farklı kişilik yapıları, duygusal ihtiyaçların yeterince anlaşılmaması ve sağlıksız iletişim kurma tarzları etrafında şekillenir.” dedi. Çözüm için sağlıklı iletişim becerilerinin geliştirilmesinin, karşılıklı anlayışın ve empati yeteneğinin artırılmasının gerekli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, iletişim esnasında ‘sen’ dili yerine ‘ben’ dili kullanılmasının önemine vurgu yaptı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, eşler arasında görülen iletişim problemlerine değindi, nedenleri ve çözüm önerileri hakkında bilgi verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İletişim sorunlarının birkaç temel nedeni var… </p>

<p>Çiftlerin birbirlerinden beklentilerini yeterince ifade edemediklerinde, ilişki içinde çeşitli sorunlar ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum, zamanla iletişim sorunlarına dolayısıyla bireylerin birbirlerinden duygusal olarak uzaklaşmasına yol açabilir.” dedi.</p>

<p>İletişim sorunlarının temelinin genellikle birkaç ana faktörden kaynaklandığını aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu faktörler farklı kişilik yapıları, duygusal ihtiyaçların yeterince anlaşılmaması ve sağlıksız iletişim kurma tarzları etrafında şekillenir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Çiftler birbirini dinlemek yerine savunmaya geçiyor! </p>

<p>İletişim sorunlarının temel nedenlerine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, şunları söyledi:</p>

<p>“Çiftler arasında çoğu zaman beklentiler dile getirilmeden karşı tarafın bu beklentileri anlaması beklenir. Ancak ifade edilmeyen beklentiler genellikle tek taraflı yorumlanır ve bu durum hayal kırıklıklarına ve yanlış anlaşılmalara yol açar</p>

<p>Sağlıklı bir iletişimde aktif dinleme çok önemlidir. Ancak birçok çift, karşısındakini gerçekten dinlemek yerine kendisinin ne söyleyeceğini düşünerek ya da savunmaya geçerek diyalog kurar. Bu da anlamlı bir iletişimi engeller ve tarafların kendilerini anlaşılmamış hissetmesine yol açar. Çiftlerden biri veya her ikisi de eleştirildiğinde hemen kendini savunmaya geçebilir. Bu, karşı tarafın duygularını ve endişelerini dinlemeyi zorlaştırır ve empatiyi engeller.”</p>

<p>Eşine güvenmeyenler duygusal mesafe koyabiliyor… </p>

<p>Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimlerin bireylerin yeni ilişkilerde benzer sorunlar yaşamaktan korkmasına neden olabileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum birbirlerine kendini açma, ilişkiyi tarafsız bir şekilde ‘şimdiki zamanda değerlendirme’ konusunda ilişkiye ket vurabilir.” dedi.</p>

<p>Güven eksikliğinin de iletişim sorunlarının temel nedenlerinden biri olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, birbirlerine güvenmemenin çiftler arasında duygusal mesafe yaratabileceğini ve bireylerin kendilerini koruma amacıyla duvar örmeye yani mesafe koymaya yönelebileceğini, dolayısıyla sağlıklı iletişimin sekteye uğrayabileceğini söyledi.</p>

<p>‘Sen’ dili eleştiri, ‘ben’ dili ise duyguları ve ihtiyaçları ifade eder… </p>

<p>Çözüm için sağlıklı iletişim becerilerinin geliştirilmesinin, karşılıklı anlayışın ve empati yeteneğinin artırılmasının gerekli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “İletişim esnasında ‘sen’ dili yerine ‘ben’ dilinin kullanılması daha sağlıklıdır. Çünkü ‘sen’ dili eleştirel ve karşıdaki kişiyi hedef alıcıdır. ‘Sen hep böylesin’ gibi ifadelerle karşıdaki kişinin davranışı odak noktasındadır. ‘Ben’ dili ise duyguları ve ihtiyaçları ifade eder.” dedi.</p>

<p>‘Ben’ dilinin kullanılmasının suçlama yerine, kişinin kendi deneyimini ön plana çıkardığını aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“‘Bu durumda kendimi üzgün hissediyorum’ gibi ifadelerle kişi kendi hissettiklerini açıklar. Dolayısıyla ‘ben’ dili yapıcı ve empatik bir iletişimi desteklerken, ‘sen’ dili genellikle savunma, öfke ve çatışma yaratabilir. ‘Ben’ dili kullanımı, sağlıklı iletişim ve ilişkilerin sürdürülmesinde daha etkili bir araç olarak kabul edilir. Çiftlerin birbirlerine açık, net ve saygılı bir şekilde duygularını ifade etmeleri ve birbirlerini nötr bir şekilde dinlemeleri birçok iletişim sorununu çözmeye yardımcı olabilir. Orta yol bulunamadığı zaman çift terapisi alanında uzmanlaşmış bir profesyonelden destek alınması önerilmektedir.”</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/iliskilerde-iletisim-sorunlarinin-cozumu-icin-empati-yetenegi-artirilmali</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Sep 2024 20:07:01 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/iliskilerde_iletisim_sorunlarinin_cozumu_icin_empati_yetenegi_artirilmali_h56942_b3bbe.jpg" type="image/jpeg" length="22709"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ HAYAT KALP SAĞLIĞINI KORUYOR]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/saglikli-beslenme-ve-hareketli-hayat-kalp-sagligini-koruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/saglikli-beslenme-ve-hareketli-hayat-kalp-sagligini-koruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasında sağlıksız beslenmenin ciddi bir etken olduğunu dile getiren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erhan Tenekecioğlu, bu hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenme ve hareketli yaşamın önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify; margin:0cm 0cm 0.0001pt 36pt"></p>

<p style="margin:0cm 0cm 8pt; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:15.6933px"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erhan Tenekecioğlu, Dünya Kalp Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Son yıllarda kalp ve damar hastalıklarına ciddi bir artış olduğunu belirten Doç. Dr. Tenekecioğlu, “Bunun sebebi teknolojinin gelişmesine bağlı olarak insanların hareket etmelerinde azalma, sağlıklı beslenmede ciddi şekilde bozulma, diğer çeşitli sebepler ile genetik faktörlerdir” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm 0cm 8pt; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:15.6933px"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Beslenme şeklinin bozulmasının kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli bir faktör olduğunun altını çizen Tenekecioğlu, “Katı yağ kullanımının artması, işlenmiş gıda tüketiminin artması ve fastfood tarzı beslenmenin özelikle gençler arasında yaygınlaşması kalp damar hastalıklarının daha genç yaşlarda ortaya çıkmasında ciddi bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumumuzda yaygınlaşmış olan fastfood alışkanlığının azaltılması gerekmektedir. Bunun yanında katı yağlardan da uzak durmamız gerekiyor. Beyaz et ve sebze ağırlıklı beslenmemiz önemli. Özellikle Akdeniz tipi beslenmeye iyice ağırlık vermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm 0cm 8pt; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:15.6933px"><span style="font-family:Calibri, sans-serif"><b>Hareketli Yaşamı Benimseyin</b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin:0cm 0cm 8pt; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:15.6933px"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Hareketsiz yaşamın metabolizmayı yavaşlattığını ve vücutta yağ birikimine sebep olduğunu vurgulayan Tenekecioğlu, “Günlük yaşamımızda hareketlenmeyi arttırmamız gerekiyor. Bazen asansör yerine merdiven kullanmakta fayda var. Sicilya’da yapılan bir çalışmada insanların 100 yaşını nasıl aştığını araştırmışlar. Yollar yokuş yukarı olduğu için insanlar sürekli hareket halinde ve bu onların metabolizmasının hızlanmasına ve iyi kolesterolün yükselmesine damar sağlığının daha iyi olmasına sebep olmakta” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="margin:0cm 0cm 8pt; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="color:#222222"><span style="background-color:#ffffff"><span style="line-height:15.6933px"><span style="font-family:Calibri, sans-serif">Stresinde kalp sağlığında önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Tenekecioğlu, “Stresten kaçınmak imkânsız ancak stresli ortamlardan mümkün oldukça uzak durmak gerekiyor. Günün belli bir vaktinde evde rahatlatıcı bir aktivite bulunmakta fayda var. Bu sadece kafayı dinlendirmek için değil vücudun genel metabolizmasının düzenlenmesi konusunda çok faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı. </span></span></span></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/saglikli-beslenme-ve-hareketli-hayat-kalp-sagligini-koruyor</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Sep 2024 12:40:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/saglikli_beslenme_ve_hareketli_hayat_kalp_sagligini_koruyor_h56940_821a0.jpg" type="image/jpeg" length="74140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Kardiyoloji Derneği'nden Dünya Kalp Günü Mesajı:   “Kalp Sağlığı İçin Her Yaşta Hareket Şart”]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/turk-kardiyoloji-derneginden-dunya-kalp-gunu-mesaji-kalp-sagligi-icin-her-yasta-hareket-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/turk-kardiyoloji-derneginden-dunya-kalp-gunu-mesaji-kalp-sagligi-icin-her-yasta-hareket-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Kalp sağlığı alanında gerçekleştirdiği etkili çalışmalarıyla 60 yıldır faaliyetlerine devam eden Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), 29 Eylül Dünya Kalp Günü’ne özel bir etkinlik gerçekleştirdi. Boehringer Ingelheim’ın koşulsuz katkılarıyla ve Beşiktaş Belediyesi iş birliği ile hayata geçirilen etkinlikte; İstanbullular Dünya Kalp Günü’nü Beşiktaş Yeşim Parkı’ndaki “Aktif Yaşam Alanı”nda hareket ederek kutladılar. Başta kalp sağlığı olmak üzere hareketli bir yaşamın bütüncül bir sağlık için önemine dikkat çekilen “Aktif Yaşam, Sağlıklı Toplum” etkinliğinde, TKD hekimleri katılımcılara kalp sağlığı ile ilgili önemli bilgiler aktarırken, yoga-pilates instructor’ı Merve Oflaz ve fitness eğitmeni Hasan Kılınçer, katılımcılara bir spor aktivitesi yaptırdı. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kalp sağlığı alanında gerçekleştirdiği etkili farkındalık çalışmalarıyla, hastaların uluslararası düzeyde tıbbi hizmet almasının başlıca güvencelerinden biri olarak öne çıkan Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), Boehringer Ingelheim’ın koşulsuz katkılarıyla ve Beşiktaş Belediyesi iş birliği ile 29 Eylül Dünya Kalp Günü’ne özel “Aktif Yaşam, Sağlıklı Toplum” etkinliğini hayata geçirdi. Etkinlik, geçtiğimiz aylarda Onaranlar Kulübü iş birliğiyle tasarlanan Beşiktaş’taki Yeşim Parkı’nda tüm İstanbulluların hizmetine açılan “Aktif Yaşam Alanı”nda gerçekleştirildi. </p>

<p>Her yıl tüm dünyada 17,1 milyon kişinin yaşamını kaybetmesine neden olan kalp-damar hastalıklarının önemini vurgulamayı ve hareketsizliğin başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere tüm hastalıklarda başlıca risk faktörleri arasında yer aldığına dikkat çekmeyi amaçlayan TKD, tüm İstanbulluları Dünya Kalp Günü’nde hareket etmeye davet etti. </p>

<p>Etkinlikte, başta Beşiktaş Belediyesi 65+ Yaşam Ofisinin davet ettiği Beşiktaş halkı olmak üzere, her yaştan İstanbullu sağlıklı bir yaşamı teşvik etmek amacıyla yoga-pilates instructor’ı Merve Oflaz ve fitness eğitmeni Hasan Kılınçer’in yönetimiyle bir spor egzersizi de yaptı. Nefes egzersizleri ve sandalye yogası ile başlayan spor egzersizi Aktif Yaşam Alanı’ndaki kardiyo egzersizleri ile devam etti. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katılımcılarla hareket dolu bir gün geçirilirken, sağlıklı bir yaşam için her yaştan kesimin günlük hayatına hareketi dahil etmesinin de vurgulandığı etkinlikte, TKD hekimleri aktif ve hareketli bir yaşamın kalp sağlığı için önemine dikkat çekti. TKD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, TKD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırımtürk ve TKD Koruyucu Kardiyoloji ve Ateroskleroz Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Barış Güngör katılımcılara kalp sağlığı ile ilgili önemli bilgiler aktardı. Kalp sağlığı için günlük hayatımızda dikkat edilmesi gerekenler, kalbe iyi gelen besinler, ülkemizdeki kalp-damar hastalıklarındaki durum, kalp-damar, böbrek ve metabolizma hastalıklarının birbiriyle bağlantısı, kalp yetersizliği ve kalp sağlığı için yapılması önerilen egzersizler gibi başlıklar ele alındı. </p>

<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz “Semtimizde yaşamanın da yaş almanın da mutluluk getirdiği bir kent yaşamı yaratma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Semtimizde yurttaşlarımızın aktif bir yaşama sahip olmasını çok önemsiyoruz. Fiziksel aktivitelerin, bireylerin kalp-damar sağlığının yanı sıra ruhsal durumunu da olumlu etkilediğini biliyoruz. Bu doğrultuda açtığımız ve açmayı planladığımız spor tesislerimiz, “Hareket Et Beşiktaş” temasıyla yola çıktığımız ve semtimizin farklı bölgelerinde gerçekleştirdiğimiz yoga ve pilates etkinliklerimiz bulunuyor. Bu açıdan semtimiz nüfusunun %17’sini oluşturan 65 yaş üstü komşularımızın hayat standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmalarımız da en öncelik verdiğimiz konular arasında yer alıyor. 65+ Yaşam Ofisi’mizi 65 yaş üzeri komşularımızın fiziksel ve bilinçsel olarak aktif yaş almasını sağlayabileceğimiz bir yaşamı inşa etmeye yönelik vizyonumuz kapsamında hayata geçirdik. 65+ Yaşam Ofisimizde uzman arkadaşlarımızla oluşturduğumuz ekiplerimiz sayesinde hem gerekli gördüğümüz konularda projelerimizi üretmeye devam edebiliyoruz hem de komşularımızın bize doğrudan ilettiği talepler doğrultusunda ihtiyaçları tespit ederek bu konularda yeni çalışmalarımızı hayata geçiriyoruz” dedi.   </p>

<p>Kalp-Damar, Böbrek ve Metabolizma Hastalıkları Eş Zamanlı Tedavisi Önemli </p>

<p>Küresel ölçekte 1 milyardan fazla insanı etkileyen kalp-damar, böbrek ve metabolizma hastalıkları, dünya genelindeki ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olup her yıl 20 milyona yakın ölüme yol açıyor. Bu hastalıklar genellikle bir arada görülüyor ve birbirini şiddetlendirebiliyor, bu da hastaların yaşamları üzerinde ciddi bir yük yaratabiliyor. Kalp-damar, böbrek ve metabolizma hastalıklarının yönetimi çoğu zaman parçalı olduğu için geç veya yanlış teşhise, tedaviye geç yönlendirmelere ve uygun tedaviye zamanında erişimde sorunlara neden olabiliyor. Erken dönemde müdahale edilmediği takdirde, tek bir organ hasarı geri dönülmez çoklu organ hasarlarına yol açabiliyor. Dolayısıyla kalp-damar, böbrek ve metabolizma hastalıklarının eşzamanlı yönetimi kritik önem taşıyor. </p>

<p>Sağlıklı Bir Yaşam Tarzı Kalp Sağlığını Olumlu Etkiliyor </p>

<p>Her bireyin kalp sağlığına dikkat ederek sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemesi, kalp sağlığını korumada kilit bir rol oynuyor. Sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek, yürüyüş gibi basit egzersizler yapmak, dengeli beslenmek, sigara içmemek ve alkol tüketimini sınırlamak kalp sağlığını olumlu yönde etkilerken, düzenli sağlık kontrolleri ve kalp sağlığıyla ilgili testler bu hastalıklarda erken teşhis için önem taşıyor. </p>

<p>Kalp hastalıklarından korunmanın en önemli yollarından biri ise, egzersizi günlük yaşamın bir parçası haline getirmek. Yürüyüş ve egzersiz yorgunluk şikâyetlerini azaltırken, egzersiz kapasitesini artırıyor.   Bu nedenle, haftada en az 5 gün, 30’ar dakika egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmek önem taşıyor.<sup> </sup>Hareket yalnız kalp sağlığı için değil, kalp hastalıklarının tedavi sürecinde de büyük önem taşıyor. Hareket etmek kalp hastalıklarının risk faktörlerini azaltırken, sağlıklı yaşam tarzına sadık kalındığında, kan basıncı, kolesterol ve kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor. Yapılan fiziksel egzersizler, kalp kasının gücünü ve dayanıklılığını artırarak, kalp fonksiyonlarını geliştiriyor.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/turk-kardiyoloji-derneginden-dunya-kalp-gunu-mesaji-kalp-sagligi-icin-her-yasta-hareket-sart</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Sep 2024 00:25:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/turk_kardiyoloji_dernegi_nden_dunya_kalp_gunu_mesaji_kalp_sagligi_icin_her_yasta_hareket_sart_h56937_38d02.jpg" type="image/jpeg" length="20297"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik öksürük ve ağır yük kaldırma kasık fıtığı sebebi]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/kronik-oksuruk-ve-agir-yuk-kaldirma-kasik-fitigi-sebebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/kronik-oksuruk-ve-agir-yuk-kaldirma-kasik-fitigi-sebebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Kasık bölgesinde şişlik ve ağrı ile kendini gösteren, tedavi edilmediği takdirde bağırsak boğulmasına kadar gidebilen önemli bir hastalık olan kasık fıtığı orta ve ileri yaş grubunu daha çok etkiliyor.  Ağır yük kaldırma, kronik öksürük ve büyük abdest sırasında aşırı ıkınma gibi faktörlerin kasık fıtığı oluşumuna sebep olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Hastalık geçmiş yıllarda açık ameliyatlar ile tedavi edilse de günümüzde kapalı ya da laparoskopik yöntemler öncellikli olarak tercih ediliyor. Böylece hasta kısa sürede sosyal yaşamına ve iş hayatına dönebiliyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Karın içinde bulunan bağırsak ve omentum gibi organların, kasık bölgesindeki zayıf noktalardan karın dışına yer değiştirmesi şişlik ve ağrı ile kendisini gösteriyor. Genç yaşlarda görülen kasık fıtıklarının doğumsal nedenlerden meydana geldiğini, ileri yaş grubunda ise dokuların zamanla zayıflamalarının neden olarak gösterildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Karın içi basıncın artması, karın duvarında zayıf noktalar, aşırı kilo alımı veya kaybı, ağır kaldırma, kronik kabızlık ve sık ıkınma, kronik öksürük ve genetik faktörler kasık fıtığının başlıca nedenlerinden” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Kasık fıtıklarının tedavisi cerrahi</p>

<p>Kasık fıtıklarının tanısının, ortaya çıkan şişlik nedeniyle oldukça kolay olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Ancak başlangıç aşamasındaki olgularda fiziki muayene ile tanı zor olabilir; bu durumda hastalık ultrasonografi ile ayırt edilebilir. Kasık fıtıkları, yer değiştiren bağırsak ve omentum gibi organların fıtık kesesi içerisinde kanlanmalarının bozulmasına neden olabildikleri için tedavileri önemli. Bağırsak tıkanması ve bağırsak beslenmesinin bozulması gibi yaşamsal yan etkileri nedeniyle hangi olguların acilen cerrahi tedavi gerektirdiği mutlaka deneyimli bir uzman tarafından değerlendirilip gerekli planlamalar yapılmalı” dedi. </p>

<p>Kasık fıtıklarının tek tedavisinin cerrahi yöntem, yani ameliyat olduğunun altını çizen Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Kasık fıtıkları son yıllarda kapalı veya ‘laparoskopik’ yöntem ile ameliyat sayesinde daha az ağrılı olarak tedavi edilebiliyor. Bu yöntemde karın içerisinden kasık bölgesine yer değiştirmiş olan dokular ve organlar tekrar karın içerisine gönderiliyor ve oluşan açıklık dokulara uyumlu uygun malzemeler ile kapatılıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<p>Hasta bir gecede taburcu olabiliyor</p>

<p>Laparoskopik yöntemde hastanın açık yönteme göre daha az ameliyat sonrası ağrıya ve küçük bir ameliyat kesisine maruz kaldığını belirten Prof. Dr. Erenoğlu, “Hastaların kısa sürede hem sosyal hem iş hayatına dönmelerini sağlayan ve hastanede genellikle bir gece kalmayı gerektiren bir yöntem olan laparoskopik kasık fıtığı ameliyatı sayesinde kasık fıtıkları başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor” diye konuştu.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/kronik-oksuruk-ve-agir-yuk-kaldirma-kasik-fitigi-sebebi</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 11:35:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/kronik_oksuruk_ve_agir_yuk_kaldirma_kasik_fitigi_sebebi_h56917_77139.jpg" type="image/jpeg" length="30767"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MEME KANSERİNDE İHMALE GELMEZ 5 BELİRTİ!]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/meme-kanserinde-ihmale-gelmez-5-belirti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/meme-kanserinde-ihmale-gelmez-5-belirti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Sağlıksız yaşam alışkanlıklarına genetik ve çevresel etkenlerin de eklenmesiyle dünya genelinde görülme sıklığı giderek artan meme kanseri, önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl 2 milyon 296 bin, ülkemizde de 25 bin 249 kişi meme kanseri tanısı alıyor. Son yıllarda genç yaşta da yaygınlaşan meme kanserinde erken tanının hayat kurtardığını belirten Acıbadem Üniversitesi Senoloji (Meme Bilimi) Araştırma Enstitüsü Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, özellikle bazı belirtilerin ihmale gelmeyecek derecede önem taşıdığını vurguluyor. Buna karşın toplumda meme kanseri farkındalığının hala yeterli düzeyde olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Cihan Uras, ülke genelinde bilinçlendirme ve eğitim toplantıları düzenlenmesi ve kadınların düzenli olarak, kendi kendilerine elle muayene yapmalarının önemi konusunda farkındalığın oluşturulması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Cihan Uras, Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinde mutlaka hekime başvurulması gereken belirtileri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p></p>

<p></p>

<p>Dünyada her 8 kadından birinde görülen meme kanserine yönelik, günümüzde teknolojideki hızlı ilerlemeler ve bilim dünyasının yoğun çalışmaları sayesinde çok önemli kazanımlar sağlanıyor. Acıbadem Üniversitesi Senoloji (Meme Bilimi) Araştırma Enstitüsü Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinde erken tanı için; 18 yaşından itibaren her ay kendi kendini elle muayenenin mutlaka yapılması gerektiğini, bu sayede memelerde olası değişikliklerin fark edilebileceğini belirterek “Memede ortaya çıkan her kitle şüphesiz kanser olduğu anlamına gelmiyor. Hekimin klinik muayenesi sonrasında yapılacak görüntüleme tetkikleri ile kitlenin özellikleri belirlenir. Böyle bir kitle hissedildiği zaman doktora danışılması, olası bir kanserin erken tanısının konulmasını ve tedavide geç kalınmamasını sağlayarak hayat kurtarabiliyor” diyor. Meme muayenesinin doğru yöntemlerle ve doğru zamanda yapılmasına da dikkat edilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Cihan Uras, doğru bir meme muayenesinin, adetin başlangıcından sonraki 7-10 gün içerisinde yapılmasının sağlıklı olacağını, adet bitiminde hormon etkisi azalacağı için meme dokusunun rahatlayacağını söylüyor. </p>

<p></p>

<p>Kendi kendine doğru bir meme muayenesi için!</p>

<p></p>

<p>Kendi kendini elle muayene için ayna karşısında olunmasının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Uras, 10 dakikalık elle muayenenin hangi sırada olması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Muayeneye ayna karşısında başlanır. Önce eller bele konularak memelerin simetrik olup olmadığı kontrol edilir. Görünürde bir kitle, meme derisinde herhangi bir çöküntü veya renk değişikliği var mı diye bakılır. Eller yukarı kaldırılarak aynı incelemeler tekrarlanır. Ardından yere uzanılır ve sağ omuz-sırt altına küçük yastık konulur. Sağ el başın arkasına yerleştirilir. Sol elin iki-üç parmağının iç kısmı ile meme başı çevresinden başlayarak ve meme dokusuna hafifçe bastırarak saat yönünde halkasal hareketlerle herhangi bir duyarlılık veya kitle olup olmadığı kontrol edilir. Tüm meme muayene edildikten sonra koltuk altına bakılır. Sol meme ve koltuk altı da aynı şekilde incelenir. Son aşamada da, meme başları hafifçe sıkılarak akıntı olup olmadığı kontrol edilir ve elle meme muayenesi tamamlanır.” </p>

<p></p>

<p> Ultrason ve mamografiyi ihmal etmeyin!</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kendi kendine elle muayene çok önemli olmakla birlikte şüphesiz tek başına yeterli değil! Meme kanserinin artık çok genç yaşta da görülmesi nedeniyle, ailesinde kanser öyküsü olmayan her kadının 30 yaşına geldiğinde yılda bir ultrason çekilmesi, 40 yaşından itibaren de kadının risk durumuna göre yılda veya 2 yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanseri hiçbir belirti vermeden de gelişebildiği için yılda bir kez mutlaka  meme uzmanı tarafından düzenli muayene olunması gerektiğini vurguluyor. Ultrason, mamografi ve manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemlerinin erken tanıda kritik rol oynadığını, mamografi sıklığı ve başlangıç yaşının, hastanın meme kanseri riskine göre belirlendiğini  belirten Prof. Dr. Cihan Uras “Tarama yöntemlerinin kullanılması, özellikle risk grubundaki kişilerde hastalığın erken evrede ortaya çıkarılmasını sağlayacak ve böylece uzun dönem sağkalım şansı elde edilecektir. Ayrıca günümüzde genetik bilimindeki ilerlemelere paralel olarak yüksek riskli kadınlarda genetik test yapılması da önem taşımaktadır” diyor.  </p>

<p></p>

<p>Meme kanserinde bu belirtilere dikkat!</p>

<p></p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinin hiçbir belirti vermeden de gelişebileceği gibi, yaygın görülen bazı sinyalleri olduğunu belirterek, ihmale gelmez 5 belirtiyi şöyle sıralıyor; </p>

<ul>
	<li>Meme veya koltuk altında ele gelen, özellikle ağrı yapmayan ve hareket etmeyen kitle, şişlik</li>
	<li>Memenin boyutunda değişiklik olması </li>
	<li>Meme başında ya da meme derisinde çekinti, yara, kabuklanma, kızarıklık</li>
	<li>Meme başından akıntı </li>
	<li>Her iki meme arasında simetrik olmayan değişiklikler  </li>
</ul>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/meme-kanserinde-ihmale-gelmez-5-belirti</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 11:37:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/meme_kanserinde_ihmale_gelmez_5_belirti_h56885_bcf52.jpg" type="image/jpeg" length="30503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[EL, KOL VE OMZUNUZU İDARELİ KULLANIN!]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/el-kol-ve-omzunuzu-idareli-kullanin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/el-kol-ve-omzunuzu-idareli-kullanin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[



Modern yaşam tarzı ortalama insan ömrünü uzatırken el, kol ve omuzlarımızı daha fazla kullanmamıza yol açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ofislerde özellikle masa başında çalışanların ve cep telefonu veya diz üstü bilgisayar gibi mobil teknolojileri çok kullananların uzun süre kötü pozisyonda hareketsiz kalmaları veya sürekli tekrarlayan hareketler yapmaları; günlük hayat akışımızda zaten aktif olan el, kol ve omuzlarda fazladan yüklenmeye neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, bunun sonucunda organlarımızı oluşturan dokuların yıpranarak kısa vadede ağrı oluşumuna, uzun vadede ise omuz kası yırtığı, sinir sıkışması ve kireçlenme gibi hastalıklara yol açabildiğine dikkat çekerek, “Kendi kendimize yeterli kalmak için el, kol ile omuzlarımıza en çok ihtiyacımızın olduğu 60 yaş ve üzeri dönemlerde bu organlarımızın tükenmesi günlük yaşamımızdaki bağımsızlığımızı tehdit ediyor. Bu duruma düşmemek için tedbirimizi şimdiden almamız gerekiyor. Farkındalığımızı arttırarak, günlük kullanımda önceliklerimizi belirleyerek ve aşırı kullanımdan kaçınarak uzun yıllar sağlıklı ve aktif kalmamız mümkün olabiliyor” diyor.  </p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, <em>“23 – 30 Eylül Ofiste Sağlık Farkındalık Haftası”   </em>kapsamında ofis çalışanlarında yaygın görülen el, kol ve omuz sorunlarını anlattı;  önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.  </p>

<p></p>

<p>ELLER</p>

<p>“Dünya parmaklarımızın ucunda” derken aslında dünyayı parmaklarımızla taşıdığımızın farkında mıyız? Günlük hayatta beslenme, kişisel bakım ve temizlik gibi temel yaşamsal faaliyetlerimizin tamamı ellerimizle yapılıyor. Alışverişten sosyalleşmeye, iletişimden eğitime ve çalışma hayatına her şeyin giderek dijitalleştiği modern dünyada ellerimizin aşırı kullanımı maalesef kaçınılmaz oluyor. Elimizde devamlı bir şey tutmak, devamlı tuşa basmak, ekran kaydırmak gibi tekrarlayan hareketler el eklemlerimizdeki kıkırdakların aşınmasına, hareketi sağlayan tendonlarımızın kalınlaşmasına ve ilerleyen dönemde eklem kireçlenmesi, tetik parmak ya da karpal tünel sendromu gibi ciddi hastalıkların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Kişisel bakım ile temizlik gibi temel faaliyetlerde ağrının yanı sıra hareket kısıtlanmasıyla kendini gösteren bu sorunların tedavisi çoğunlukla cerrahi yöntem oluyor.</p>

<p>Nasıl önlem almalı?</p>

<p>Cep telefonunu gereksiz ve aşırı kullanmaktan kaçının.</p>

<p>Klavye ve mouse ile çalışırken 40 dakikada bir 5 dakika ara verin.</p>

<p>Ara verdiğinizde ellerinizle başka işler yapmayın.</p>

<p>Kavanoz açmak ve bez sıkmak gibi zorlamalı aktivitelerde ellerinize nazik davranın.</p>

<p></p>

<p>KOLLAR</p>

<p>Kollarımız, ellerimizi kullanabilmemiz için destek vazifesi görüyor. Dolayısıyla ellerimize güç aktarmak ve onları konumlandırmak için kollarımıza ihtiyacımız var. Ellerimize giden damar ve sinirler yine kollarımızdan geçiyor. O nedenle aşırı kullanım ve yüklenmelerden ellerimizle aynı oranda etkileniyorlar. Masa başında çalıştığımızda veya cep telefonu gibi araçları yoğun kullandığımızda; ellerimizi klavye ve mouse üzerinde tutmak veya ekranı gözümüze hizalamak için kollarımızın devamlı kasılı kalmaları gerekiyor. Prof. Dr. Arel Gereli, sürekli aynı pozisyonda kasılı kalan kol kaslarımızın bir süre sonra yorulduğuna ve bunun sonucunda ağrıya neden olduğuna işaret ederek, “Kasılı kalan kollarımızda yıpranan ve kalınlaşan dokular uzun dönemde içinden geçen sinirleri sıkıştırarak; uyuşma, güç kaybı ve kas erimesiyle birlikte çoğu kez ameliyatla sonuçlanan ciddi sorunlara yol açıyorlar. Özellikle ileri yaşlarda görülen sinir sıkışmaları kalıcı fonksiyon kaybıyla sonuçlanarak; tutunma, itme ve çekme gibi temel yaşamsal faaliyetlerimizi olumsuz etkileyebiliyor” diyor.</p>

<p>Nasıl önlem almalı?</p>

<p>Cep telefonundan bir şeyler izlediğiniz durumlarda kollarınızı uzun süre bükülü pozisyonda tutmaktan kaçının. </p>

<p>Masa başında çalışırken kollarınızı yumuşak bir zeminde tutun.</p>

<p>El ve kollarınızın günlük kullanımda zaten yeterince yorulduğunu unutmayın ve kollarınıza aşırı güç uygulatan aktiviteler yapmayın. </p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>OMUZLAR</p>

<p>Omuzlarımız el ve kol ünitesinin temel destek noktasını oluşturuyor. İtme, çekme ve kaldırma hareketlerinde aşırı yük altına girebiliyor. Hayatın normal akışında ilerleyen yaşla birlikte omuz kası yırtığı görülme sıklığı da artıyor. Öyle ki omuz kası yırtığı 60 yaş üzerindeki kişilerde yüzde 30 oranında görülürken, 70 yaş üzerinde ise bu oran yüzde 65’lere yükseliyor.  Üstelik son yıllarda omuz kası yırtığına artık 30-40 yaş grubunda da yaygın olarak rastlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli “Bu duruma neden olan en önemli etken ise modern hayatla birlikte insan hareketinin azalması ve buna bağlı kaslardaki esneklik kaybıdır. Özellikle masa başı çalışanlarda, omuzlar içe dönük vaziyetteyken uzun saatler sabit durmak omuz kaslarının boylarında kısalma ve esnekliğinde azalmayla sonuçlanabiliyor. Günlük hayatın getirdiği yüklenmelere direnemeyen omuz kasları daha erken yaşlarda yırtılmaya başlıyor” diyor. Prof. Dr. Arel Gereli,  gece ağrısıyla kendini gösteren omuz kası yırtığının ilerleyici olması nedeniyle çoğu zaman cerrahi yöntemle onarım gerektiğini vurguluyor. </p>

<p>Nasıl önlem almalı? </p>

<p>Masa başında çalışırken vücudunuzu dik ve omuzlarınızı geriye alacak şekilde konumlandırın. Bu duruştayken ekranı göz hizanıza gelecek şekilde yükseltin.</p>

<p>Omuz kaslarımızın esnek kalmaları onları yırtılmalara karşı koruyor. Dolayısıyla omuz kaslarınızı güçlendirmekten ziyade, onların esnekliğini arttıran pilates ve postür egzersizleri gibi faaliyetleri hayatınızın bir parçası haline getirin.</p>

<p>Arabanın arka koltuğundan çanta almak, uçakta baş üstü dolaba valiz koymak gibi ağır cisim kaldırma hareketlerinde iki kolunuzu kullanın, omuzunuzu ani ve aşırı yüklenmelerden koruyun. </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/el-kol-ve-omzunuzu-idareli-kullanin</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Sep 2024 10:47:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/el_kol_ve_omzunuzu_idareli_kullanin_h56867_6a7ad.jpg" type="image/jpeg" length="66587"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Buluşmaları’nda bel sağlığı konuşuldu]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/saglik-bulusmalarinda-bel-sagligi-konusuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/saglik-bulusmalarinda-bel-sagligi-konusuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği Sağlık Buluşmaları etkinliğinde Prof. Dr. Hakan Seçkin bel ağrısı
ve bel fıtığı hakkında bilgilendirmelerde bulunarak, tedavi yöntemlerini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Nilüfer Belediyesi, toplumda sağlık bilincini artırmak amacıyla düzenlediği Sağlık Buluşmaları’nda<br />
bu yılın ilk etkinliği Acıbadem Bursa Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Prof. Dr. Hakan Seçkin’in<br />
katılımıyla düzenlendi. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği konferansta, bel ağrısı ve bel fıtığı<br />
konularındaki doğru bilinen yanlışlar ve modern tedavi yöntemleri konuşuldu.<br />
Bel ağrısı ve bel fıtığının sıklıkla karıştırılan rahatsızlıklar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hakan<br />
Seçkin, bel ağrısının toplumun yüzde 80’inde görüldüğünü ve doktor başvurularının başlıca nedeni<br />
olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Bel ağrılarının genelde 2-6 hafta içinde geçtiğini, bazılarının ise kronikleşebildiğini kaydeden Prof.<br />
Dr. Seçkin, kas zorlanması ve yanlış ağırlık kaldırma gibi nedenlerin bel ağrısına yol açtığını<br />
vurguladı. Seçkin, doğru ağırlık kaldırma tekniğinin çömelerek olduğunu belirtti.<br />
Prof. Dr. Seçkin, yaşlılık ve hareketsizliğin de bel ağrısına neden olabileceğini belirterek, bel fıtığının<br />
en ciddi bel ağrısı sebebi olduğunun altını çizdi. Seçkin bel fıtığına işaret eden ciddi belirtileri; 6<br />
haftayı aşan bel ve bacak ağrısı, bacaklarda güç kaybı, kısa yürüyüşlerde bile uyuşukluk ve yorgunluk<br />
olarak sıraladı. Prof. Dr. Hakan Seçkin, bu gibi durumlarda uzman bir doktora başvurulmasını tavsiye<br />
etti.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/saglik-bulusmalarinda-bel-sagligi-konusuldu</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Sep 2024 15:26:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/saglik_bulusmalarinda_bel_sagligi_konusuldu_h56846_36c8e.jpg" type="image/jpeg" length="42442"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından ödem hakkında bilgilendirme!]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/uzmanindan-odem-hakkinda-bilgilendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/uzmanindan-odem-hakkinda-bilgilendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[
 Ödem, dokularda sıvı birikmesi sonucu etkilenen doku veya dokuların şişmesidir.
Ödem, dokularda fazla sıvının sıkışmasından kaynaklı olarak ortaya çıkar ve en çok
el, ayak, ayak bilekleri ve bacaklarda görülen şişlikleri tanımlamak için kullanılır.
Ödemin pek çok nedene bağlı olabileceğini söyleyen Nev Sağlık Grubu Kardiyoloji
bölümünden Doç. Dr. Hüseyin Göksülük, ödeme karşı önerilerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><br />
 Ödem, hemen herkesin hayatının bir döneminde karşılaştığı bir sorun diyen Doç.<br />
Dr. Hüseyin Göksülük ödemin tanısı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.<br />
Dr. Göksülük, “Vücudumuzda normal şartlarda alınan ve atılan sıvı miktarı arasında bir denge vardır. Dolaşım<br />
sistemimiz (kalp ve damar sistemi) ile dokuların ihtiyacı olan oksijen ve besin ögeleri, damarlar ile ilgili<br />
dokulara aktarılır ve besin ögeleri kullanıldıktan sonra tekrar kan damarları aracılığıyla kalbe geri döner. Bu sıvı<br />
ve besin döngüsünde, hareketsizlik, iklimsel faktörler, ilaç kullanımı, ısı gibi çeşitli durumlarda ise dengesizlik<br />
yaşanabilir ve vücutta ödem (sıvı tutulumu) oluşur. Uzun süreli oturma veya ayakta kalma, aşırı tuz tüketimi,<br />
adet döngüsü, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları ve bazı ilaçlar yan etkisi olarak ödem oluşabilir” dedi.<br />
Göksülük, “Ödem olan hastada, göz kapakları, eller ve ayaklarda şişme, ağırlık artışı, yüksek kan basıncı en sık<br />
görülen belirtilerdir. Altta yatan çok ciddi bir hastalığın sonucu olabilir, bu nedenle iyi gözlemlemek ve<br />
gerektiğinde doktora başvurmak gerekir&quot; şeklinde açıklamalarda bulundu.<br />
Doç. Dr. Hüseyin Göksülük, “Ödemin önlenemez bir durum olmadığını, bazen basit yaşam şekli değişiklikleriyle<br />
ödemin azaltılabileceğine dikkat çekti. Yeterli miktarda su tüketilmesi, tuz alımının azaltılması, tüketilen<br />
besinlere dikkat edilmelidir. Salamura ve turşu gibi tuzlu yiyecekler, alkol, kola, kafein, çikolata, şeker, soya<br />
sosu, aşırı protein ve süt ürünleri tüketimi, meyankökü içeren besinler vücudun sıvı tutulumunu arttıran<br />
besinlerdir. Obezite pek çok mekanizma ile vücuttaki sıvı dengesinin bozulmasına neden olur. Düzenli egzersiz,<br />
fiziksel aktivite dolaşım sistemi için uyarıcıdır ve ödemi azaltır. Otururken veya yatarken ayakları yukarıda<br />
tutmak, bazı hastalıklarda önerilen kompresyon çorapları, bacaklardaki ödemi azaltmaya yardımcı olabilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
“Kalp hastalıklarına dikkat edilmeli”<br />
Göksülük, Özellikle bacaklarda olan şişme (ödem) kalp, böbrek ya da karaciğer hastalıklarının belirtisi olabilir.<br />
Geçmeyen, uzun süre devam eden ödemlerde doktora mutlaka başvurmak gerekir. Kalp hastalığına bağlı ödem<br />
kalbin hem kasılma hem de gevşeme fonksiyonunda bozukluk olursa ortaya çıkabilir (Sistolik ve diyastolik kalp<br />
yetmezliği). Bu durumda ödem sıklıkla bacaklarda görülür ve nadiren yüz ve kolları tutar. By-pass ameliyatı</p>

<p>sonrası da damar alınan bacakta ödem oluşabilir. Tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ayak ve ayak<br />
bileğinde ödeme neden olabilirler. Bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir. Bacakta şişlik<br />
toplardamar tıkanıklığı ve/veya yetersizliği nedeniyle de olabilir. Guatr ve bazı metabolik hastalıklarda yaygın<br />
ödeme sebep olabilir&quot; diyerek açıklamalarda bulundu.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/uzmanindan-odem-hakkinda-bilgilendirme</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Sep 2024 14:37:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/uzmanindan_odem_hakkinda_bilgilendirme_h56834_cecb9.jpg" type="image/jpeg" length="97700"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[21 EYLÜL DÜNYA KEMİK İLİĞİ BAĞIŞÇILARI GÜNÜ]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/21-eylul-dunya-kemik-iligi-bagiscilari-gunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/21-eylul-dunya-kemik-iligi-bagiscilari-gunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[




Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü TÜRKÖK projesi kapsamında 1 milyonu aşkın kök hücre bağışçı adayına ulaştı. Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, “Tıpkı kan bağışçılarımız gibi, kök hücre bağışçılarımız da hayat kurtarmaya gönüllü olan sessiz kahramanlarımız. Sağlıklı her vatandaşımızı iyiliğin en güzel haline ortak olmak için kök hücre bağışlamaya davet ediyoruz” diyor.

]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) projesi kapsamında, kök hücre bağışçı adaylarının kazanımını sağlama ve eşleşme/nakil süreçlerinin takibi görevlerini yürütüyor. Proje kapsamında kök hücre tedavisine ihtiyaç duyan hastalar için bağışçı adayı olan kişi sayısı (aktif kök hücre bağışçı adayı) 1 milyon 166 kişiye ulaştı.</p>

<p></p>

<p>Halk arasında kemik iliği nakli olarak da ifade edilen kök hücre nakline, kemik iliği kanserleri, lenfomalar, organ kanserleri, kemik iliğinin yetersiz çalıştığı veya çalışmadığı durumlar ile immün yetersizlikler ve kalıtsal metabolik hastalıkların tedavisinde ihtiyaç duyuluyor. Kök hücre nakline ihtiyaç duyan hastalar ve bağışçı farkındalığı yaratmak üzere her yıl eylül ayının üçüncü cumartesi günü, Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü olarak kutlanıyor.</p>

<p></p>

<p>21 Eylül Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü vesilesiyle 1 milyonu aşkın kök hücre bağışçı adayına teşekkür eden Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, “Tıpkı kan bağışçılarımız gibi, kök hücre bağışçılarımız da hayat kurtarmaya gönüllü olan sessiz kahramanlarımız. Kök hücre bağışı, bazen lösemi hastası bir çocuğumuz bazen kalıtsal hastalığı olan bir gencimiz için tek yaşam umudu. Bu yüzden Türk Kızılay olarak sağlıklı her vatandaşımızı kök hücre bağışı için kan örneği vermeye ve iyiliğin en güzel haline ortak olmaya davet ediyoruz” diyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nasıl bağışçı adayı olunur?</p>

<p></p>

<p>Kök hücre bağışçısı olmak isteyenler, Kızılay kan bağış noktalarına giderek TÜRKÖK Bilgilendirme ve Onam Formu’nu dolduruyor. Bağışçı adaylarından alınan üç tüp kan, gerekli testlerden geçtikten sonra sonuçlar TÜRKÖK Kemik İliği Bankası (KİB) veri tabanına aktarılıyor ve kişi bağışçı adayı olarak sisteme dahil ediliyor. Sağlık Bakanlığı, veri tabanında bir hasta ile eşleşme tespit ettiğinde Kızılay, bağışçı adayına ulaşarak detaylı testler yapıyor ve bağışçının uygun bulunması halinde tedavi süreci başlıyor. Vatandaşlarımız kök hücre bağışı ile ilgili daha fazla bilgiye <a data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://www.kanver.org&source=gmail&ust=1727003447499000&usg=AOvVaw1v0V49qGHuBkmBPe9QZWR6" href="http://www.kanver.org/" rel="nofollow" target="_blank">www.kanver.org</a> sitesinden ulaşabilir.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/21-eylul-dunya-kemik-iligi-bagiscilari-gunu</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Sep 2024 14:23:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/21_eylul_dunya_kemik_iligi_bagiscilari_gunu_h56833_fe1d9.jpg" type="image/jpeg" length="95522"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[CİDDİYETİ BİLİNMEYEN HASTALIK: SEPSİS]]></title>
      <link>https://www.bursahabermerkezi.com/ciddiyeti-bilinmeyen-hastalik-sepsis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bursahabermerkezi.com/ciddiyeti-bilinmeyen-hastalik-sepsis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>epsis hakkında vatandaşların yeteri kadar bilinç sahibi olmadığını belirten Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Müzeyyen Tuğçe Benli, sepsise bağlı ölüm oranlarının bu yüzden arttığına dikkati çekti.<br />
<br />
Dünya Sepsis Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Müzeyyen Tuğçe Benli, sepsisin; ciddi bir enfeksiyon karşısında vücudun verdiği abartılı yanıt sonucu organlarda işlev bozukluğu ile seyreden ölümcül bir hastalık olduğunu dile getirdi. Her enfeksiyonun sepsis olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Benli, “Ateş, üşüme ve titremenin yanı sıra bilinç bulanıklığı, solunum sıkıntısı, kalp hızında artma, idrar çıkışında azalma gibi semptomların olması bize sepsisi düşündürür ve hastaların hızlıca en yakın sağlık merkezine başvurmaları gerekir” dedi.<br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 2-3 saniyede bir insanın sepsis nedeniyle hayatını kaybettiği bilgisini veren Uzm. Dr. Benli, “Sepsis, ölüm oranlarının yüzde 80’e kadar çıkabildiği bir hastalık grubunu oluşturmaktadır. Hastanelere hızlı başvuru, hızlı tanı ve tedavinin başlaması bu ölüm oranlarını yüzde 20’ye kadar düşürebilmektedir. Hastalara ilk etapta yapılacak tetkikler ve alınacak kültürler sonrasında hızlıca sıvı deplasmanının başlaması ve geniş spektrumlu antibiyotiklerin başlanmasıyla ölüm oranları ciddi oranda aşağıya çekilmektedir” şeklinde konuştu.<br />
<br />
Sepsisin her yaş grubundan insanı etkilemekle beraber bir yaş altı ve 50 yaş üstü vatandaşlar için daha ciddi bir risk taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Benli, “50 yaş üstünde ek hastalıkların eşlik etmesi özellikle riski arttırmaktadır. 50 yaş üzerinde özellikle şeker hastalığı olanlarda, alkol alanlarda, HIV gibi immün sistemin baskılandığı hastalığı olanlarda çok daha fazla karşımıza çıkmaktadır” diye konuştu.<br />
<br />
<b>Hijyene Dikkat Edin</b><br />
<br />
Sepsisin önlenebilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Benli, “Sepsisi önlemenin en önemli yolu aşılanma ve temel hijyen kurallarına uyulmadır. Antibiyotik seçimlerinde akılcı ilaç kullanımının önemini burada da bir kere daha vurgulamak gerekmektedir. Geniş spektrumlu antibiyotikler, doğru endikasyonla doğru noktalarda kullanılmalıdır. Sepsis yönetilirken de akılcı antibiyotik kullanımına önem verilmelidir” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<b>Hastaneye Hızlıca Başvurulmalı</b><br />
<br />
Sepsis konusunda vatandaşların bilinçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını söyleyen Benli, sözlerini şu şekilde sürdürdü:<br />
“Yapılan çalışmalarda halkımızın sepsis konusunda yeteri kadar bilinç sahibi olmadığı ortaya çıkmıştır. Sepsis halk arasında ciddiyeti bilinmeyen bir hastalık olmaktadır. Hastane başvuruları gecikmektedir. Ciddiyetinin farkında olmadıkları bir hastalık için hızla hastaneye başvuruların olmadığı, hastaların hastaneye başvurularında gecikme nedeniyle hastalığın seyrinin kötü yönde ilerlediği görülebilmektedir. Hastalarımız kalp krizi ya da inme dediğimiz tablolarda hastaneye hızla başvururken, sepsisin ciddiyetini bilmemeleri hastaneye başvuruları geciktirmekte bu da ölüm oranlarının yüksek olmasıyla ilişkilendirilmektedir.”</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.bursahabermerkezi.com/ciddiyeti-bilinmeyen-hastalik-sepsis</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 11:39:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bursahabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/bursahabermerkezi-com/images/haberler/2024/09/ciddiyeti_bilinmeyen_hastalik_sepsis_h56730_ce5db.JPG" type="image/jpeg" length="79864"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
